Para ve ekonomi (1)

Para ve ekonomi (1) – Prof. Dr. Yümni Sezen

Para hakkında övücü veya yerici şiir yazmak, usta şairlerin işidir. Ancak, şiiri yazan ve şiirden hoşlananlar dahil herkes, cep ve ban- ka serüvenini ve bunun duygu ve dü- şünceye yansıyan hikayesini bilir.
Başlıkta para ve ekonomi niye yan yana geldi?
Sadece ekonomiden söz etmek, parayı içine alacağı için yetmez miydi?
Belki “Para Ekonomisi” de- nebilirdi. Artık parasız ekonomi ola- mayacağına göre. Öyle değil. Para, paradan ibaret olmamıştır, para eko- nomisi de ekonomiden ibaret değil- dir. Bilindiği gibi paranın olmadığı devirlerde de ekonomik hayat vardı. Ekonomi diye bir bilinç hali, bir bi- limsel alan teşekkül etmemişti ama ekonomik hayatın kendisi vardı. Ta- kasla, klan çöplüğü ile, bu çöplükteki sessiz değişim ve ihtiyaçların gideril- mesi ile, insanlık yüzyıllar, binyıllar geçirmiştir. Para belasını, ama zorun- lu bir belayı buluncaya kadar.
Hikayemizdeki para, sadece içedi- len paraları, çalınan paraları, katilliğe aday olmuş paraları, merkez bankala- rının bir türlü denge kuramadıkları pa- rayı temsil etmiyor, insanları güldüren veya ağlatan parayı da hikâye ediyor.
Para bir vasıtadır demek, herke- sin bildiği sıradan bir lafı tekrarlamak olur. Ancak vasıta kavramı önemlidir. Para ile ekonomi ilişkisi, kalem ile yazı, kalem ile kitap, kalem ile bilgi iliş- kisi gibidir. Kalem de bir vasıtadır. An- cak kalemle iyi veya kötü şeyler yaza- biliriz. Dahası onunla bir insanın gözü- ne batırıp onu kör edebiliriz. Yani do- ğal yolunu ve gayesini bozup değişti- rebiliriz. Demek ki vasıtalık görevi, kul- lanmaya bağlıdır. Bütün ekonomik faaliyetler, ahlak ve fazilet, iman yolla- rının, kısaca Hakkın önünün açıcısı da olabilir, tıkayıcısı da. Kullanmaya ve kurduğumuz düzene bağlıdır.
Düzen kapitalist bir düzense, para- yı ve marifetlerini anlatmak ve anla- mak daha kolaydır. Kapitalizm, kapi- tal (sermaye) kavramının gerektirdik- lerinden öteye geçmiş, öyle bir zihni- yet ve buna dayalı öyle bir sistem oluşturmuştur ki, para denilen alet ile güneş ışığını, teneffüs ettiğimiz hava- yı, denizleri alıp satmaya kalkışır hale gelinmiştir.Faizdekigibi “zamanı” alıp sattıktan sonra… Ticaretini sev- diklerimizden biri dindir. Sistem din ticareti yapmayı bayağı sever. Dini, bir meta gibi, bir menfaat vasıtası ola- rak gören dindar tip, yahut saklanmış bir dinsiz tip, kapitalizmin arayıp bu- lamadığı tip olmuşlardır.
Sermaye önemlidir. O olmazsa, yarın ve yarınlar tehlikeye girecek de- mektir. Fakat o sermayeyi kimin, kim- lerin kullanacağı da sermaye kadar önemlidir. Namuslu, vatansever birile- rinin, adaletten ayrılmayan bir fabrika- törün elinde olabileceği gibi, hayali ih- racatçının elinde de olabilir.
Paradan söz edince ve onu öne alınca, demek ki bir düzenden, kapita- list düzenden söz ediyoruzdur. O hal- de onun ana başlıklarına bakmak ge- rekir. Kapitalizmde rekabet esastır, reklam önemlidir. Üretim de tüketim de kazanma ve edinme psikolojisine sıkı sıkıya bağımlıdır. Genel olarak bu psikolojinin iki yetkilisi vardır: Zeka ve akıl. Bu yetkililer, ekonomi alanında maddi bir sembol kullanmaya başla- mışlardır: Para. Paraya açılan psikolo- jinin sosyal alana açıldığı ana kapı, Bryan S. Turner’in dediği gibi, kolay “etkileyişimcilik” tir. Para, etkile- şimciliği kolaylaştırır. Çünkü temsil etti- ği ve arkasında bulundurduğu güç, çok caziptir. Kapitalist düzen, kendine sosyolojik düşünce dünyasında da da- yanak bulmuştur. A. Comte. Comte, hak kavramını ferdî hakka indirgemiş- tir. Ona göre genel ve felsefi (!) hak kavramı, pratikte kamu hakkı mesele- si, metafizik bir kavramdır ve geride kalmıştır. İnsanlığın geçirdiği üç halden (üç hal kanunu) üçüncüsü olan pozitif dönemde, bir metafizik olan genel hak kavramıkaybolmuştur. “İnsanhak- kı” , anti-sosyal ama gerçekçi bir hak- tır. İnsan hakkından doğan “ferdî hak” önemlidir.Toplumhalinin amacıyla birleşen bu haktır. Hukukun da gayesi budur. Böylece fert ve ferdi- yet kutsallaştırılmıştır. Gerçekte Augus- te Comte sosyolojisindeki tezatlardan biridir bu. Ama kapitalizmin işine ya- ramıştır. Sonuçta ferdiyetçi olan kapi- talist sistem, bir din gibi olmuştur.
Diğerbiranabaşlık, “pazar” meselesidir. Bunun ana kucağı, daha doğrusu üvey ana kucağı kapitalizm- dir. Burada bilimsel bir dayanak, ol- mazsa olmaz olduğuna inanılan bir kural bulunur: Arz-talep kuralı. Ser- best pazar (serbest piyasa) anlayışı buraya dayanır. Şuna bir bakalım:

Yoksulluk sınırının altında yaşa- yanlar pazara giremezler. Yani arz ve
talebi, dolayısıyla serbest piyasayı etki- leyemezler.
Maddi olmayan hayati ihtiyaçlar pazarın dışında kalır.
Gerçek ihtiyaç kavramı, gerçek talep kavramından geniştir. Gerçek ih- tiyaç pazar dışında oluşabilir.
Bu dediklerimizi, ekonomi uzman- ları yazıp durdular. Ama hayat, eğri- siyle doğrusuyla, çirkini ile güzeli ile bi- limin dışında cereyan edip duruyor.
Pazarı, milletlerarası durum da et- kiler. Bazılarını daha iyileştirir, bazıları- nı kötüleştirir. Dışa bağımlı bir ülkenin pazarı da parası da bağımlıdır. Pazarın tarafsızlığı burada neredeyse ortadan kalkmıştır. Bugün küresellik, çok şeyi altüst etmiştir. Pazar, kapitalist sistemin kendi zihniyeti doğrultusunda kullan- dığı bir kural istismarından ibaret ol- muştur. Eşitsizlik, pazar mekanizmasıy- la daha da kötüleşmiştir.
Kapitalizm ve para ekonomisi de- yince, iki konu başlığı daha akla gele- cektir. Biriktirme ve faiz. Manevi dünyamızın odağı dinimiz, yatırım veya meşrulaşmış adıyla tasarruf gibi bazı amaçlar dışında para ve mal biriktirmeye karşı çıkar. Bu çeşit birik- tirme, dolaşıma girmediği için, adaleti, ekonomik canlılığı bozacaktır. Kötü ni- yetli olan ve ticarî bencillikle yapılan mal biriktirmeye ihtikâr (karaborsa hazırlığı) deniyor ki, topluma ve fertle- re zararı açıktır. Emeği ve malı temsil edecek olan, etmesi gereken para da dolaşımda olmalıdır. Olumlu ve âdil kullanılan para dolaşımı, ekonomik hayatın damarlarındaki kan gibidir. Bu kan dolaşımında oluşabilen hasta- lıklardan biri faizdir. Faiz, kan hücre- lerine musallat olan kanser hücreleri gibidir. Kişisel tefeciliklerden sonra, yani göçebelikten sonra, faizin anava- tanı bankalar olmuştur. Bankalar artık zorunludur, tamam doğrudur. Anava- tan da öyledir. Fakat siz anavatanda kiracı gibi, yıllık ücret karşılığı oturtu- lursanız nasıl olur? Rahatsız olan vic- danlar, faizsiz bankacılığı keşfettiler (!). Faizsiz bankada iştirakçi, kâra da zarara da ortaktır deniyor. Bu- rada bir aldatmaca vardır. Kapitaliz- me uygun görevini yapıyorsa, siz hiç zarar eden banka gördünüz, duydu- nuz mu? Özel olarak batırılan banka- lar başka bir şeydir. Bankadaki kazan- cın (!) üretime ve yatırına aktığını, çok nadir istisnalar dışında, söyleyebilir miyiz? Bankadan para çekenler veya hissedarlar, parayı üretimde ve yatı- rımda kullanıyorlar mı? Banka böyle bir şart koşarak mı veriyor krediyi? Mağdur olup mecbur kalmışların dı- şında, para ticaretini devam ettirenler çoğunluktadır. Bu kadar kötümser ol- makta haklı mıyız? Türkiye’deki, özel- likle son çeyrek asrı görenler, tanıyan- lar bize hak vereceklerdir. Bütün ülke- lerde böyle midir? Kapitalizmin yüz- süzlüğünün hakkı veriliyorsa, böyle- dir. İyice geri kalmış toplumlar, zaten bu top sahasına çıkmamışlardır. Batı ülkelerinin birçoğu, değişik unsurlarla aşırı durumları frenlemiştir. Üretime ağırlık vererek, çaktırmadan devletçi olarak (devlet destekleri) zararlar tör- pülenmiştir. Ancak, dış ülkeleri sömür- menin ihmal edilmediğini, yönetimle- rine destek olduğunu unutmamalıdır.
Bankaya para yatırmakla, hele his- sedar olmakla, üretime, hizmetlere, yatırıma destek olmaktan ziyade, ki böyle olması gerekir, para ticaretine ortak oluyoruz. Bu gerçeği kim inkâr edebilir? Faizsiz banka olmaz diye bir şey yoktur, ama mevcut şekliyle değil. Bankalar önce milli olmalıdır. Paranın dini imanı, milliyeti olmaz derler. İşte burada hile başlıyor demektir. “Millî Piyango” gibi, şans oyunlarında kul- lanılan paranın millisi oluyor da başka yerde olmuyor. Paranın dini, imanı, milliyeti olmaz ama, onu kullananın olur. Milli bankanın hedefi, paranın kendi toplumundaki üretimde, meşru- kanuni hizmetlerde, âdil tüketimde, iş gücünü yönlendirmede, kalkınmada kullanılması olmalıdır. Bir ülkede kul- lanılan esas para tek ve milli olmalıdır. Dış ekonomik işler için kullanılacak yabancı paraya ait devletin özel ted- birleri olmalıdır. Devlet bankalarında bu işe tahsis edilmiş banka olabilir. Devletin ve dışarıyla iş yapanların dı- şında, toplumun insanlarının yabancı parayla ne iş olur. Benim cebimde veya banka hesabımda doların ne işi var? Ekonomist geçinen ukalaların bi- limsel pozlarına bakmayın siz. Onlar çok gerekçe uydururlar, unutmayın, insanın, iradesinin, arzularının, inanç- larının, değerlerinin müdahalesinin dı- şında, tabiat kanunları türünden bir ekonomik dünya yoktur. Tabiat ka- nunları bile insandan geçerek, insan ışığını emerek değerlendiriliyor.

Yeniçağ Gzt., 01.12.2022