logo9logo9logo9logo9
  • Ana Sayfa
  • Neden Lale ve Gül?
  • Site Haritası
  • LoWar Music
  • İletişim

Osmanlı’nın Batışı da Muhteşemdi!

  • Ana Sayfa
  • Kategori – Blog
  • Osmanlı Güneşi
  • Osmanlı’nın Batışı da Muhteşemdi!
Meryem Validemiz İle Kaç Melek Konuştu?
02 Temmuz 2013
Allah’ın 99 İsmini Ezberleyen/Sayan Cennete Gidecek mi?
08 Ağustos 2013
Kategoriler
  • Osmanlı Güneşi
Etiketler

Mustafa Armağan

… 1828–29 Osmanlı–Rus Savaşı, tıpkı 1768–74 savaşı gibi çok önemli bir dönüm noktasıdır tarihimizin. Zira 1826’da, yani bu savaşın başlamasından 2 yıl önce yeniçerilik kaldırılmıştır ve düzenli ordu denilen Asâkir–i Mansure–i Muhammediye’nin ilk ciddi sınavını verecektir. Savaşları kaybetmenin faturası eskiden yeniçerilerin laubaliliklerine bağlanırdı, bu defa onlar da “temizlenmişlerdir” ama sonuçta yine yenilmişizdir. Rumeli ve Doğu Anadolu’da büyük toprak kayıpları söz konusudur.

Bu işgalin ardından Edirne Andlaşması yapılarak bir kısım topraklar geri alınmıştır alınmasına ya, reayanın çoğunun yerinde yeller esmektedir. Çünkü Ruslar, Edirne ve çevresi de dahil olmak üzere girdikleri topraklara ve zahireye el koymanın ötesinde halkı da göçürmüşlerdir. Göçün bir kısmı, Rusların korkusundan Anadolu’ya kaçış şeklinde olmuştur. Kendi topraklarında kalan Rum ve Bulgar reaya ise Ruslar tarafından “asıl Rus toprakları”na sevk edilmişlerdir. Bir kısmı teşvik ve ikna yoluyla götürülmüştür ama cebir uygulananlar da olmuştur. Amaç, Rusya’nın nihayetsiz topraklarını iskân etmek ve verimliliği artırmaktır.

II. Mahmud, Edirne Andlaşması’yla geri aldığı topraklarda önce bir tesbit yaptırmıştır. Kimler gitti? Kalan reayanın zararı ne kadardır? Boş kalan evler ve tarlalar hangileridir? Bundan sonra ise sıra boş kalan ev ve tarlaların işgaline izin vermemeye gelmiştir. Bu toprak ve evlerin “sahipleri dönene kadar” kiraya verilmesi ve toplanan kira bedellerinin bir sandıkta biriktirilmesi düşünülmüş ve asıl sahipleri dönünce kendilerine teslim edilmesi karara bağlanmıştır. Yani “Giden gitti, kalan sağlar bizimdir” gibi bir ulus–devletin canına minnet bir uygulama nedense asla akıllarına gelmemiştir Osmanlıların. Gidenlerin şöyle ya da böyle gidebileceği ama gittikleri yerde, kendisinin sağlayacağı imkânları bulamayıp döneceğinin bilinciyle hareket eden Osmanlılar onlara ne “hâin” muamelesi yapmış, ne de mallarını müsadere etmeyi düşünmüştür. Tam tersine, sanki onlar hâlâ kendi topraklarındaymışçasına normal muamelesine devam etmiş ve sandıkta toplanan paralar, yıllar içinde biriktikçe birikmiş, bu paralara el sürmek isteyenler ise en ağır bir şekilde cezalandırılmıştır.

Bu kadar da değil. Gidenlerin arkasından nasihatçılar göndermeyi de ihmal etmemiştir Osmanlılar. Nasihatçılar, Osmanlı sınırları içindeki topraklarını bırakıp giden eski reayaya, döndükleri zaman hiçbir şekilde sorgulanmayacaklarını, topraklarının ve mülklerinin kendilerine aynen, hatta sandıkta birikmiş paralarıyla birlikte iade edileceğini, hatta birikmiş vergilerinin de kendilerinden alınmayacağını, hatta hatta dönerlerse eğer, topraklarını yeniden işleyebilmeleri veya hayvancılığı yürütebilmeleri için kendilerine kredi verileceği, öküz ve tohum sağlanacağı ve diğer gerekli yardımların yapılacağı vaadedilmişti.

Kuşkusuz Osmanlı’nın vaadleri bizim politikacılarımızınkine benzemez. Topraklarında kalan akrabalarının mektuplar yazarak devletin kendilerine yaptığı iyilikleri akrabalarına ve hemşerilerine duyurması üzerine yavaş yavaş dönüşler başlamış, dönenler dönmeyenlere duyurmuş ve böylece 1830–1844 arasında gidenlerin büyük bir kısmı peyderpey dönmüşlerdir. Bir Osmanlı belgesinde denildiği gibi dönenler “memnunen ve mesruren yüzlerini yere sürerek” padişahlarının hayırlı ömürlerinin devamı için dua etmişlerdi. Bu yazının kapsamına sığdırabildiğim kadarıyla Osmanlı Devleti’nin neden “insanlığın son adası” olduğunu bir kez daha vurgulamaya çalıştım. Aynı zamanda da “yıkıldı yıkılıyor” derken Atom Çağı’nın şafağına kadar nasıl ayakta durduğunun da sırrı, işte bu hak hukuk gözeten tavrında gizlidir Osmanlı’nın. Bilmem yeterince ifade edebildim mi bu defa meramımı? (Bu hadiseyle ilgili daha geniş bilgi için Ufuk Gülsoy’un Sultan II. Mahmud ve Reformları Semineri’ne sunduğu arşiv belgelerine dayalı tebliğine bakılabilir: İ.Ü. Ed. Fak. Yay., 1990, s. 21–35.)

Kaynak: http://www.mustafaarmagan.com.tr/osmanlinin-batisi-da-muhtesemdi.html

İlgili diğer yazılar

07 Ağustos 2020

Su Medeniyeti


Read more

Dr.Nurullah ABALI

08 Nisan 2020

Osmanlı Konut Türleri


Read more
22 Şubat 2019

Mimar Sinan’a Ait Elimizde Olan Tek Resim


Read more

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İndirme Linki #1 (Google Drive)
İndirme Linki #2 (MediaFire )

Sayfamızı beğenerek son eklenen içeriklerden hemen haberdar olun:

Tulip and Rose (Lale ve Gül)

Kategoriler

  • –Kur'an'ı Anlama Notları
  • -İslam Feneri
    • -Eleştirilere Cevaplar
    • Ahiret
    • Akıl/Düşünmek
    • Allah/İman
    • Çeşitli Konular
    • Diğer Dinler
    • Dua/Zikir
    • Eğitim
    • Hac
    • İhtida/Fark Ediş Öyküleri
    • İnancın Yaşanması
    • Kadın
    • Kur'an
    • Müzik/Resim/Sanat
    • Namaz/Abdest/İbadet
    • Oruç/Ramazan
    • Peygamberler
    • Rasulullah/Ashab
    • Şirk (En Büyük Günah)
    • Tasavvuf
    • Zekat-Ekonomi
  • Düşünce Limanı
  • Engel Tanımayanlar
    • Film Tavsiyeleri
  • Faydalı-Önemli Bilgiler Çantası
    • Sağlık Bilgileri
  • Hazine (Download) Sandığı
    • Faydalı Ücretsiz Programlar
    • PDF Makaleler/Kitaplar
    • Video Sergisi
  • Hikayeler Diyarı
  • İstanbul Rüyası
  • Kitap Podyumu
  • Müzik Kutusu
    • Müzik Programı/Belgeleri
    • Müzik Yazıları
    • Nota/Akor
  • Öğretmenler Odası
  • Osmanlı Güneşi
  • Reklam Gezegeni
  • Resim/Tiyatro/Sinema Atölyesi
  • Şekerleme Kavanozu
  • Sevgi Pınarı
  • Zihin Geliştirme Salonu

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-ShareAlike 4.0 International License.